Manavgat 2006 Resimler

2006-02-01 23:35:00

GM Adrian MIKHALCHISHIN'den Simultane Gösteri!   Devamı

Aziz Nesin ile Bir Söyleşi

2006-01-31 23:55:00

Satranç Üzerine Bilgisizce Bir Söyleşi (Satranç Dünyası Sayı: 5 Şubat 1985) AZİZ NESİN Bunlar, satranç bilmeyen bir insanın satranç konusunda söyleşisidir. Bir insanın bilmediği bir konuda konuşması, bildiği konuda konuşmasından daha kolaydır; çünkü bilmediğimiz konuda bilgisizliği yürekliliğiyle konuşuruz. Oysa bir konuyu ne denli çok biliyorsak, içimizde o denli çok eksiklik ve yanılgı kuşkuları vardır. Satrancı ne kertede bilmediğimi bir olayla anlatayım. 1967 yılında çolukçocuk Moskova’daydık. Bir otel dairesinde kalıyoruz. Şimdi biri ABD’de bir üniversitede matematik hocası, biri de Türkiye’de bir yayınevi sahibi olan iki oğlum, Ali’yle Ahmet, biri onbir, biri on yaşında. Otelde durmadan yaramazlık yapıyor ve kavga ediyorlar. Anneleri de iyice bunalmış. Ne sustan, ne durdan anladıkları var. Bir süre olsun susturabilmek için bir kurnazlık düşündüm; onlara satranç öğretecektim. Otelin lobisindeki mağazalardan birinden bir satranç takımı satın aldım, Koydum önlerine; - İşte satranç, oynayın! - Nasıl oynanır? Diye sordu Ali. - Hah, şimdi tuzağa düşmüşlerdi. İyi ama, nasıl oynandığını ben biliyor muydum? Ne biliyor, ne de bilmiyor sayılırdım. Bütün kağıt oyunlarını (iskambil, altmışaltı, prafa, poker, otuzbir, papazkaçtı, briç vb.) tavlayı, beştaş, yeditaş gibi oyunları ve benzerlerini, her oynayışımda yeniden öğrenmişimdir. Oynarken ancak o sıra oynayacak ve hep yenilecek denli öğrenir, sonra unuturum. Bu oyunları beş on yılda bir, her oynayışımda yeniden öğrenmek zorunda kalırım. Neden böyle olduğu çok şaşılası bir şey. Bu oyunlara önem vermediğimden mi, belleğimin bu yanının zayıflığından mı, yoksa oyunlarda geçen zamanımı yaşamdan saymadığımdan mı? Oğullarıma satrancı öğretmeye kalkışırken, en son otuz yıl önce oynadığım satrançta, piyadelerin ilk kalkışta bir mi iki mi kare ilerleyeceğini, süvarilerin kaleleri nasıl atladığını, topçunun mu kalenin mi çapraz yürüdüğünü, vezirin her yana birden nasıl gittiğini zorlukla anımsamaya çalışıyordum. Her ne ... Devamı